top of page

Değişmekten Kaçarken Gelişmek

13 Ağu
3 dakikada okunur

Hayalci bir iyimserlik.

Gerçekçi bir kötümserlik.

Şüpheci bir bakış.

Sorgulayıcı bir kimlik.

Muhafazakâr bir yapı.

Çatışmacı bir iletişim.

Rekabetçi bir yapı.

…

Kendimizi ne şekilde tanımlıyoruz?

Kendimize yüklediğimiz özellik ve niteliklerin hangi nedenlere ve dayanaklara bağlı olduğunun ne kadar farkındayız?

Kendimizi tanımaktan söz ederken değişen durumlar karşısında bu tanımlara daha mı sıkı tutunuyoruz, yoksa onların da esnemesine izin veriyor muyuz?

Kendimizi sorgularken sahip olduğumuz niteliklere tutunduğumuz için davranışlarımızın bu niteliklerle gerçekten paralel olup olmadığını görmek zordur.

Kendisini ılımlı kabul eden bir insan, kendi pasif-agresif yapısını tanımlamakta yetersiz kalabilir. Çünkü “ılımlı olmak”, kişinin kendisi hakkında verdiği bir hükme dönüştüğünde, bu hükümle çelişen davranışların görülmesini de zorlaştırır.

Sorgulayıcı olmayı bir nitelik olarak benimseyen insan, kendi sorgusundan çok kendisine temas eden insanları ve konuları sorgulamaya odaklandığını kolaylıkla fark edemez. Her şeyi sorgularken kendisini ihmal edebilir. Üstelik sorgulayıcı kimliği, bu ihmali görünmez kılan bir perdeye dönüşebilir.

Rekabetçi bir kimliğimiz varsa, rekabetimizin temelde kiminle olduğuna derinlemesine bakmayı ihmal etmiş olma ihtimalimiz yüksektir. Başkalarıyla yarıştığımızı düşünürken kendi eksiklerimizle, korkularımızla, geçmişimizle veya kendimize biçtiğimiz bir değerle yarışıyor olabiliriz.

Tanımlamalarımız ve tanımlama ölçütlerimiz bizden çıktığı içindir ki kendi bakışımızla kendi bakışımızı incelerken kendimizi tekrarlarız. Hem soruyu soran hem ölçütü belirleyen hem de cevabı veren aynı zihindir.

Bu yüzden kendimize bakmak ve kendimizi sorgulamak, bir süre sonra sıkıcı ve verimsiz bir işe dönüşür. Her sorunun cevabı bilinendir, her sorunun cevabı evettir. Duymak istediğimiz cevapları verecek ya da cevaplarını zaten bildiğimiz soruları sordukça aynı tekrarı yaşar dururuz.

Çünkü kendimize soru sormakla kendimizi sorgulamak aynı şey değildir.

Gerçek bir sorgulama, yalnızca soru üretmeyi değil; alışık olmadığımız bir cevabın ortaya çıkmasına da izin vermeyi gerektirir. Oysa çoğu zaman tekrarın dışından gelecek bir etkinin bu döngüye girmesi, istediğimiz ve arzuladığımız bir şey değildir.

“Sen kendini kandırıyorsun,” diyen birine karşı mantık örgümüz anında bir savunma zinciri oluşturur. Dışarıdan gelen etkiyi kendi mantık ağıyla önce sarar ve kapsar, ardından etkisizleştirerek sisteminin dışına iter.

Böylece eleştiri gerçekten değerlendirilmiş olmaz. Yalnızca mevcut düşünce sistemimizin içine alınır, orada yeniden anlamlandırılır ve bize zarar veremeyecek bir biçime dönüştürülür.

Bu nedenle insanları değiştirmek kolay bir şey değildir. Onlarda gerçek bir sorgu başlatabilmek de öyle… Hele ki insanların kendi kendilerine girişecekleri bir sorgudan alıştıklarından farklı cevaplarla çıkabileceklerini ummak hiç mi hiç gerçekçi olmaz.

Bu, insanların eksik ya da yetersiz olmasından kaynaklanmaz. Mantığın işleyiş sistemi, kendisini korumaya eğilimlidir. İnsan yalnızca düşüncelerini savunmaz; o düşüncelerle kurduğu kimliği, güvenliği ve dünyayı anlama biçimini de savunur.

Bu nedenle değişim alanı zor bir alandır. Çünkü değişim, yalnızca yeni bir şey edinmeyi değil; sahip olunanların neden var olduğunu, neye hizmet ettiğini ve hâlâ gerekli olup olmadığını sorgulamayı gerektirir.

Gelişim alanı ise buna nazaran daha kolaydır. Çoğu zaman sahip olunanların üzerine eklemeye dayanır. İnsanın hangi özellikleri neden taşıdığı ve bunların hâlâ gerekli olup olmadığı çoğu zaman sorgulanmaz. Yalnızca geliştirme ve üzerine eklemelerle ilerlenir.

Yeni bilgiler edinilir. Yeni yöntemler öğrenilir. Yeni beceriler geliştirilir. Fakat bütün bu yenilikleri kullanacak olan eski mantık örgüsü aynı yerde durmaya devam edebilir.

Çatışma oluşturacak sorgulara girişilmeyen bu gelişim biçimi, aşırı bir gayret de gerektirmez. Rutinler ve genellemeler aracılığıyla sahip olunanları güçlendirir. İnsanın kendisine bakmadan sürekli dışarıya yönelmesine, kendi algı ve mantık örgüsünü daha sağlam hâle getirmesine hizmet eder.

Kendisini ve hayatını tekrarlamaktan sıkılan insan, tekrarından kurtulmak için genişlemeyi seçebilir. Fakat genişlerken, tekrarlarında sıkıntı yaratan ve sıkılmasına neden olan şeylerin üzerinde durmaktan çoğunlukla kaçınır.

Daha çok öğrenir ama neyi neden öğrendiğini sorgulamaz. Daha fazla yöntem edinir ama bu yöntemleri kullanan zihnin değişip değişmediğine bakmaz. Hayatını büyütür fakat hayatını üreten temel yapıya dokunmaz.

Elbette her gelişim değişimden kaçış değildir. Bazen yeni bilgiler, beceriler ve deneyimler insanın kendisine dışarıdan bakabilmesi için gerekli mesafeyi oluşturur. Gelişim, eski yapıyı yalnızca güçlendirmek yerine onu sorgulanabilir hâle getiriyorsa değişimin kapısını da açabilir.

Bu yüzden asıl ayrım gelişim ile değişim arasında değil; mevcut yapıyı koruyan gelişim ile o yapıyı dönüştürebilecek gelişim arasındadır.

İşin özü, insanlar değişmekten kaçarken gelişmek ve geliştirmek odaklı konulara büyük bir heyecanla dâhil olabilirler. Çünkü gelişmek, sahip olduklarına yenilerini ekleme imkânı verirken değişmek, sahip olduklarından bazılarının artık sana ait olmadığını kabul etmeyi gerektirir.

İnsan bazen değişmeden gelişir.

Bazen de ancak geliştiğinde değişebilecek güce ulaşır.


Bu yazının şarkısını dinleyin: Üstüne Ekle


 
 
 

Yorumlar


İletişim

Açıkel Yayıncılık, Eğitim, Kişisel Gelişim ve danışmanlık - Mustafa Özgür Kök
Adres : Liman mah. 40. sok. 
             Konyaaltı Antalya

​​

Tel:  90 0242 3168697

Watsup / Cep : 90 0533 8153354

​

Email : mozgurkok@hotmail.com

  • Instagram
  • Youtube

​

 

Mesajiniz icin tesekkürler

bottom of page