Tavşanlar, Tilkiler, Kuşlar
Öyle çılgın fikirler geliyor ki insanın aklına.
“Hooo... Oğlum, dur, sakin ol,” diyesi geliyor insanın içinden.
Aklın karmaşık dehlizlerinden fırlayıp çıkan tavşanlar gibi koşuşturuyorlar da, sonra onların peşine tilkiler takılıyor. Tavşanlar bir fikirden ötekine sıçrıyor, tilkiler meraktan peşlerini bırakmıyor. Derken biri bir deliğe giriyor, öteki başka bir geçitten çıkıyor; aklın içinde kimin kimi kovaladığı birbirine karışıyor.
Koşuştururken tavşanların tüyleri dallara takılıyor, tilkilerin kuyruklarından birkaç tel kopuyor. Kuşlar geliyor, onları gagalarına alıp götürüyor. Bir yerde onlardan yuva yapılıyor, başka bir yerde yeni bir hikâye.
Sonra o hikâyeler dönüp dolaşıp sofraya geliyor. Tavşan çoktan başka bir fikrin peşine düşmüş, tilki hâlâ onu arıyor; ama onların aklın içinde çıkardığı bütün o hengâme, dost sohbetlerinde tatlı birer mezeye dönüşüyor.
İnsan coşkuyla üretiyor, heyecanla yaşıyor, yaşadıklarından topluyor ve topladıklarını bir süre sonra anlatarak kendi geçmişiyle keyifle eğlenebiliyor işte.
Bazen her şey, aklın bir köşesinden ansızın fırlayan çılgın bir tavşanla başlıyor.




Yorumlar