Aşk Değil Tekrar: Travmatik İlişkilerin Psikolojisi
- Özgür Enerji Kuantum Düşünce
- 19 Mar
- 6 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 21 Mar

Bu en sert ve en çarpıcı olan konulardan bir tanesi olacak. Ve bu sefer de şu başlıklardan konuşacağız.
· İnsan sevdiğini değil, tanıdığını seçer
· Sağlıksız ilişkileri “aşk” zannetmek, bu çok sık olur.
· Duygusal yoksunluk: terk edilme + değersizlik + eksiklik
· Karşı tarafı seçmek değil, onun seni seçmesini istemek
· İlişkinin değil, değer görme savaşını vermek
· Ulaşılamayana yönelme ve saplantı
· “Kazansan da kaybettiğin” ilişki dinamiği
· Kendini sabote etme ve duygusal bağımlılık
· Özgürlük korkusu ve bilinmeyenden kaçış
· Gerçekte karşımızdaki kişi ile zihindeki hayali karıştırmak
· İlişkinin tümüyle bir bataklık olması
· Çözüm: kopuş, temas kesme, gerçekliği görmek
Bazen gerçek samimi ve özel bir ilişki yaşadığını zannederiz… Zannettiğinizin aksine aslında yaşadığımız şey bir ilişkidir ama belki de size iyi gelen yakınlık o değildir.Ne olabilir o zaman?Yaşam tekrarı dediğimiz şey olabilir, ki her şeyi yöneten şey kalıplardır.Bağımlılıktır, ki kişinin içindeki yoksunluğa hizmet eder.Boşluğun yankısıdır, ki yalnızlığın aralığından sızar.
Belki de en tehlikelisi de şu…Kişi bu yaşadığını gerçek bir aşk zanneder.
Şimdi işlediğimiz konumuzu anlatmaya başlayalım.İnsan en çok bildiği-tanıdığı şeyler için yakınlık hisseder. Bilmediği şeyi ise isteyemez.
Eğer kişiler,Hayatında sağlıklı ilişkiler görmediyse…Sağlıklı bağalara sahip olmadıysa…Sevginin doğru hallerinin nasıl olması gerektiğini deneyimlemediyse…
Bu durumda, kişinin algılayabildiği ve zihninde tanımlayabildiği “aşk” hatalı bir tanımlamaların sonucu olur.
Mevcutta, zihin de sadece bilinenler vardır. Ve o bildiği ve tanıdığı şey neyse… Zihnimiz, eğilim olarak da onu tekrar eder.
Şimdi birlikte düşünelim…
İlişkiyi veya romantik ilişkinizi, hadi diyelim aşkınızı nasıl tanımlarsınız? Sakın şöyle demeyin “Sebepsizdir aşk”. “Kalbe söz mü geçiyor” … Bunlar da yok mu var tabi ama bunlar ayrı bir başlık. Zorlayın kendinizi ve tanımlamaya çalışın, bu ilişkiden aldıklarınızı.
Huzur mu? Güven mi? Karşılıklılık mı? Paylaşmak mı? Yoksa…Belirsizlik mi? Acı mı? Yoksunluk mu? Ulaşamamak mı?
Eğer siz olumsuz duyguları besleyen bir ilişkiye sahipseniz…İlişki seçiminizi, bu seçime neden olan travmatik geçmişinizi, düşünme ve algılama şeklinizi gözden geçirmelisiniz. Çünkü bahsettiğiniz durumlar sorunlu bir ilişki ile saplantılarınızı ve travmalarınızı besliyor olma ihtimali olabilir…
Eskilerden getirdiğimiz travmanızı mı bu ilişkide tekrar mı yaşıyorsun? Ve buna da “aşk mı” diyorsun.
Cevaplamaya çalıştığımız ilk konu bu.
Durun sert bir giriş yapalım, ne dersiniz?Şimdi bir okey tahtasına taşları dizelim.
İnsan kendine iyi geleni değil…Tanıdık olanı seçer.Tanıdık olan iyi olmak zorunda değildir.Hatta çoğu zaman kötüdür.Ama tanıdıktır.Ve zihin tanıdık olanı güvenli zanneder.İşte bu yüzden…Bizi mutlu edebilecek insan bize sıkıcı gelir.Hatta heyecan yaratan, çekici olan, bizi mahvedecek o insan var ya; bizi içine çeker.Çünkü onu biliyoruz, bir yerlerden fazlasıyla tanıdık.Onun içinde kaybolmayı biliyoruz.Onunla nasıl acı çekeceğini biliyoruz.Aklımızda değil, zihnimizin derinlerinde bu bilgi.
Ama farklı insan karakteri ile farklı bir ilişki tipini ve bunun da gerçek olabileceğini büyük ihtimal ile bilmiyoruz.
Standart bir ilişkide şunları duymak mümkün bir kişiden.“ Bu ilişkimdeki kişi bana gerçek gelmiyor. Sesi yükselmiyor, tepki alamıyorum bağırıp çağırıyor ve küfrediyorum ama yanıt alamıyorum. Bu kişi gerçek duygulara sahip değil. Bu yüzden yakınlığı ve sevgi sözlerinin doğruluğuna da inanamıyorum.”Yazılımınızda tanıdık yakınlık olarak algılanan şeyler eğer, kavga dövüş küfür kıyamet ise o zaman bunları “samimiyetin sonucu” şeklinde algılanması normal olur. Bunlar da sevginin, içtenliğinin göstergesidir.Diğer kişi için çarpıklık olanın, bir başka kişinin tanımlarında bilindik olduğunu daha net anlatabilmişimdir umarım.Buraya kadar anlattıklarımız algıladıklarımız, tanıdıklarımız ve ilişki şablonu için elimizdeki verilerimizle yakınlığı ilişkin farklı tanımlama biçimlerinin olabileceğini göstermektir.Şimdi anlatımımızda ikinci katman devreye alalım.
Duygusal yoksunluk.
Ağır bir konudur bu da. Sakın “Ben de hiç yok” demeyin, neredeyse insanların çoğunda öyle ya da böyle olan bir yokluk.Üç başlık vermek istiyorum size.
Birincisi Terk edilme korkusu.İkincisi Değersizlik.Ve Üçüncüsü de eksiklik hissi.Hadi örgüyü, örelim.
Biri bizden öylece uzaklaştığında…Sadece -birini- kaybetmiyorsunuz.
Şunu hissediyorsunuz muhtemelen:“Ben yetemedim.”“Ben değersizim.”“Ben terk edilenim.”“Seçilmeyen, tercih edilmeyenim”
Ve bu duyguların her birisi o kadar ağır ki…O an, o insanı istemeseniz bile…O kişinin bizi istememesi bizi parçalar.
Bakın burası çok önemli.
Belki de onu sevmiyorsunuz.Sadece onun sizi seçmesini istiyorsunuz.Çünkü o sizi seçerse…Değerli olacaksınız.Bu iki yönden çok üzücü, - Sizi seçmesini istediğiniz ve sevmediğiniz kişiye yaptığınız büyük haksızlık.- Ulaşamadığımız sevgi sadakat ve hayranlığın eksikliğinde çektiğiniz ızdırap.
Bu aşk değil.Bu bir değer savaşı.
Bu kısmı da yeterince açtık sanırım şimdi üçüncü katmanı inceleyelim mi?
Saplantı ve Histeri.İmkânsız olana yönelme.İnsan psikolojisi çok ilginçtir.Kolay olanı istemez.Zor olanı ister.Ulaşılamayanı ister.Yasak olanı ister.Çünkü orada bir savaş vardır.Ve insan o savaşı kazanırsa…Kendini değerli hissedeceğini zanneder.
“Bunu başardım.”
“Bunu elde ettim.”
“Bu zordu ama kazandım.”
Ama burada kaçırdığı bir şey var.
O savaşın sonundaki elde etmeyi istediği ödülü sahte.Yani kazansa da kaybediyor.Kaybetse de birincil sonuç olarak ortada olduğu gibi kaybediyor.Bu bir oyun değil.Bu bir tuzak.
En sert kısmı söyleyeyim şimdi…
Bu bir duygusal intihar.İnsan kendi hayatını böyle sabote eder.Kimse gelip senin hayatını mahvetmez.Seçersin.Sen girersin.Sen tutunursun.Sen yaşarsın.
Ve sonra dersin ki:“Neden böyle oldu?”
Oldu çünkü seçilen buydu. Seçtin, derken de bilinçli bir seçimden bahsetmiyorum. Bilincini devreye sokmadan seçtiğin için, neyi seçtiğini bilmediğin dürtüsel tercihine vurgu yapıyorum.Sana sunmak istediğim şey, ağır bir yüzleşme.Ama bununda farkında olmamız önemli. Bu yüzden elimi korkak alıştırmadan yazıyorum, söylüyorum.
Şimdi burada kadar geldik üç ana başlıktan bahsettik ve belirli bir noktaya geldik Bu durumdaki insanlar bazen söyle bir cümle kurarlar;
“Ben böyle değilim, herkese böyle değilim.”Evet.Zaten mesele bu.Herkese böyle değilsin.Sadece yakın ilişki kurma tanımında sorun var ve romantik ilişki seçimlerinde seni yaralayacak olanı seçiyorsun.
Bu bilinçli değil.Ama sistem böyle çalışıyor.Sen sağlıklı insanı seçmiyorsun. Ya da sana iyi gelecek bir insanı…Seni tetikleyecek insanı seçiyorsun.
Çünkü o insan senin bildiğin yer, senin tanıdığın kişi, sana yabancı gelmeyen. Anavatanın gibi bir yer.
Şimdi de kritik bir başka başlıktan daha bahsedelim.
Özgürlük korkusu. Başlığımız…Bakın insanlar özgür olmak ister …Yalan.İnsanlar özgürlükten korkar.Çünkü özgürlük, sorumluluk demektir.Yeni bir hayat demektir.Bilinmeyen demektir.
O yüzden insan…
Kötü bildiği bir hayatta kalmayı…İyi ama bilmediği bir hayata tercih eder.Tıpkı bir mahkûm gibi. Ya da köle olarak doğmuş efendiliği veya halktan biri hiç olmamışçasına.
Kapı açılır…Ama çıkamaz.Çünkü dışarısı bilinmezdir.
Bu yüzden kötü ilişkiler, kötü yaşantılar bile yaşasak bildiğimiz dünyayı terk edemeyiz.
Sırada, size iki tablo çizeceğim… (Uydurma ve karma senaryolar tabi)
Birinci Tablo da Bir adam var.Ortada nasıl bir adam var?
Kararsız. Dağınık. Sadakatsiz. Kendi içinde bile net değil.Bir gün var… Bir gün yok.Bir gün sana geliyor…Bir gün gidiyor.Hani mesaj atarsın da iki gün ya da bir hafta sonra dönenlerden.
Ve sen diyorsun ki:
“Bu benimle ilgili.”Hayır.
Bu adam zaten böyle.Bu onun karakteri.Bu onun yapısı.
Ama sen bunu kendi üzerine alıyorsun.
“Kendimi yeterli hissedemiyorum, ona yetemedim.”“Benimle kalmadı.”“Benim yüzümden.”“Ben nerede hata yaptım.”
Hayır.
Bu adam böyledir ve kimseyle senin istediğin manada ve beklediğin şekilde kalamaz.İkinci Tabloda Bir kadın var.
Ortada nasıl bir kadın var?
Zihninin arkası konuşan, geçmişten travmaları ile çıka gelmiş, ne istediğine odaklı ve vermesi gerekenlerden habersiz, çabucak duygusal tetiklenmeler yaşayan.Bir gün sakin… Bir gün öfkeli.Bir an güçlü hissediyor hükmediyor…Bir an güçsüz hissediyor uyumlanıyor.
Ve sen diyorsun ki:“Bu benimle ilgili.”Hayır.Bu kadın böyle.Bu onun karakteri.Bu onun yapısı.
Ama sen bunu kendi üzerine alıyorsun.
“Kendimi yeterli hissedemiyorum, onu memnun edemedim ve tetikledim.”“Ben yanlış yaptım, bu yüzden bu dalgalanma”“Benim davranışlarım güvensizlik yarattı, daha fazla dikkat etmeliydim”
Hayır.
Bu kadın kimseyle senin istediğin manada ve beklediğin şekilde kalamaz.
Şimdi netleşelim.
Böyle bir adamla/kadın ile kurduğun her temas…Bataklığa adım atmaktır.
“Biraz konuşayım.”
“Biraz bakayım.”
“Biraz temas edeyim.”
“Değişeyim.”
“Anlayışlı olayım.”
“Dikkat edeyim”
Yok… Öyle değil
Bataklık burası. Ve bataklıkta şöyle bir kural vardır.
İçine girersen çıkamazsın. Çırpındıkça batarsın.
Peki ne yapman gerekiyor?
Çok basit ama en zor şeyi söyleyeceğim sana.
Hiç girmemek.Yani iletişimi kesmek.Kapıyı kapatmak.Engellemek.Teması sıfırlamak.Çünkü bu bir irade savaşı değil.Bu bir sistem.Sen o sistemin içinde güçsüzsün.Kendini kandırma.
“Ben kontrol ederim.”
Hayır, edemezsin.
O yüzden kontrol etmeye çalışma…
Teması kes.
Şimdi sürecin kritik bir yerine geliyorum.
Suçluluk ve Utanç.
Bak bu iki duygu…İnsanı mahveder.
Çünkü insan şöyle düşünür,
“Ben yanlış yaptım.”“Ben kötü biriyim.”“Ben bunu hak ediyorum.”
Ve buradan sonra ne olur biliyor musun?Kendini cezalandırırsın.
Nasıl?Kötü bir ilişkiyi kabul ederek.
Yani şunu dersin bilinçaltında,“Ben daha iyisini hak etmiyorum.”
Ve kendini kötü bir ilişki modeline mahkûm edersin.
Bu ceza.Hem de kendi kendine verdiğin ceza.
Ama gerçek şu,
Sen kötü biri değilsin. Bu ilişki tipinde bu karakter ve mizaç karşısında deneyimsizsin. Toysun ve kandırıldın. Ya da kendini kandırdın.
Kendini kandırdığın bu ana kadar.Burada uyumsuzluğu ve uygunsuzluğun tanımını doğru koymazsan…
Sadece kendini suçlarsan…Çıkamazsın düştüğün çukurdan.
Ve son bir şey söyleyeyim sana…
İnsanlar sandığın gibi âşık olmaz.
Kadınlar genellikle gerçekte olan bir erkeğe âşık olmaz.Kadınlar kafasındaki erkeğe âşık olur.Ya da aşık olurlar ve âşık oldukları adam zaman ile değişir anne ya da babası olur.
Ve o hayali… Karşısındaki adama giydirir.Sonra o adam o hayale uymayınca…Hayran oldukları adam bir başkasına dönüştükçe…Yıkım başlar.Sorun adam değil.Hayali kurulan ilişkidir.Sevdikleri kişinin artık olmayışıdır.
Erkekler genellikle bir kadına âşık olurlar.Erkekler âşık oldukları kadını olduğu haliyle muhafaza etmezler. Fark etmeden onları kendi istediklerini düşündükleri şekle çeviriler. Ya da hiç fark etmeden anneleri eşlerinde yeniden yaratmaya çalışırlar.
Ve hayran oldukları kadının dönüşümünde mutsuz olurlar. Ya dönüştürdükleri kişiden ya da dönüşümün istedikleri gibi olmamasından.Ya da âşık oldukları kadın zaman ile değişir anne ya da babası olur.Sonra yıkım başlar.Sorun kadın değildir.Sevdikleri kişinin artık olmayışıdır.Hayali kurulan ilişkidir.
O yüzden yapılması gereken;
Gerçekliği olduğu gibi görmek, sonra zaman geçtikten sonra bir daha görmek, bir daha görmek.İlişki için seçtiğimiz kişiyi olduğu gibi görmek.Hayalimiz ile ilişki kurmamak.Kabul edebileceklerimizle ilişki kurmak.Kendi handikaplarımız zafiyet, boşluk, kalıp ve arazlarımızın üzerinde durmadan çalışmak.
Son sözümde şu olsun…
Yanlış bir döngünün içindesin.Ve bu döngü kırılır.Ama içindeyken değil…Dışına çıktığında.




Yorumlar