DAHA MÜKEMMEL HALİMİZE DEĞİŞMEK KENDİMİZDE İYİLEŞMEK ÜZERİNE
- Özgür Enerji Kuantum Düşünce
- 19 Mar
- 4 dakikada okunur

İyileşmek için sadece hasta olmak gerektiğine inandığınızı biliyorum. Bu yazıyı yazmak fikri de buradan doğuverdi.
Ben size farklı bir açıdan iyileşmeyi anlatmak istiyorum. İyileşmek; hatalı yönlerimizi düzeltmek, özümüze dönmek, hatalarımızla yüzleşmek, değişebilmek, yenilenebilmek ve hatta kendimizi baştan sona yeniden yaratabilmek olarak tanımlayarak bir başka anlamda kullanmayı tercih ettim.
Dilerseniz olduğumuzdan daha iyisi olmanın yolunu bulmak için gelin birlikte tartışalım bu konuyu.
1. İyileşmenin İlk Adımı: Sorunu Fark Etmek
Sorunlarının olduğunu bilenlerden daha çok sorunlarının olmadığını düşüneneler çok daha kalabalıktır. Üstelik sorunları olduğunu düşünenler de ya yanlış konulara takılıp kalmış ya da bunların tam olarak neler olduğuna ulaşamamıştır.
İyileşmek, önce sorunun olduğunu fark etmek ile ilgilidir.
En büyük engellerden biri kişinin kendi algılarının ve doğrularının var olması ve bunlardan aldığı eminlik ile dışarıdan gelen her veriyi dışlamasıdır.
Bu durumda insan başka bir seçeneği ya da farklı bir durumu kabul edemez ve hatta göremez hale gelir.Her zaman verdiğim bir önekte olduğu gibi, bir balık suyun içerisinde yaşadığını bilmez ve suyun dışındaki dünyayı da tasavvur edemez. Dolayısıyla bizlerde bilmediklerimizden mesul hissedemeyiz.
İşte bu yüzden görüş alanının dışında kalan gerçeklikler adeta yokmuş gibi algılanır.
Bilinç tek bir gerçekliğe kilitlenir, gerisine kördür ya da fanusun içindeymiş gibi kapalıdır. Bu alana başka bir bilginin sızması oradan görünür olması da mümkün değildir.
Bilinç ve bilinçaltı, yalnızca kendisini destekleyen bilgi ve bakış açılarına açık ve alıcıdır. Kendisine yabancı bir cisim olarak beliren her cisim tanınmayan statüsünde dışardaki olarak kabul edilir. Bu bazen düşman, bazen yabancı, bazen de gerçek dışı olarak sınıflanabilir. Hatta en kolayı göz ardı edip farkına bile varmadan hayatımıza devam etmektir.
Bu durumda farklı düşünce fikir inanç ve yaşantılara yer yoktur, tarafsız bir görüş ve sorgulama becerisi neredeyse konu edilemez.
Kişi sadece kendi oluşturduğu veya kendini içerinde bulduğu gerçekliğin içinde yaşar.
Sorun gözükmediği için, çözüm de çoğu zaman o anda mümkün görünmez.
Yeni bilgi ve bakış açılarını kabul edecek bir zihin henüz oluşmamıştır.
Bu yüzden kişi, eğer sorun olduğunun farkında ise kendisini karanlık bir çukurun içinde gibi hissedebilir.
Belki de buna bu hayatı yaşarken diğer her şeyin var olduğu başka bir gerçekliğin olduğu paralel evren demek mümkündür.
Çünkü insanın hissettikleri, gördükleri ve yaşadıkları kendi iç evreniyle ilgilidir.
İyileşmenin ilk adımı şudur, şu cümle ile başlamak gereklidir…
“Belki de gördüğümüz gerçeklik tek gerçeklik değildir.”
2. İkinci Adım: Kesinlikten Şüphe Duymak
İkinci adım, birinci adımda ortaya çıkan şüpheyi derinleştirmektir.
“Acaba her şey benim gördüğüm gibi mi?”
“Ya gördüğüm gerçekliğin dışında başka bir gerçeklik varsa?”
Bu soruların ortaya çıkması, düşünmenin yeniden başlaması demektir.
Bu adımlar belki de farkındalığın doğmasını sağlar ve bu başlangıç ile yeniden öğrenmek mümkün hale gelir.
Zihnin özgürleşmesi için bu bir fırsattır.
Sis perdesi aralandığında, bağlanmış ve kör kalmış kalp yeniden görmeye başlayabilir.
İleri de anlatacağım gibi ego üzerinde de farkındalık ve terbiye gereklidir. Bu haliyle sertleşmiş egoyu kırar ve egonun kırılması, çoğu zaman içsel bir yıkım gibi hissedilir.
Formun bozulması, kişinin yeniden kendine dönmesi ve bu sırada hissedilen yoğun acı bu sürecin bir parçasıdır.
Sorgulanmamış ve kabullenilmiş bir hayatı kendi karanlığımız olarak nitelendireceğim, çünkü karanlıkta kalmış çok fazla şey burada barınır. İşte bu karanlık ne kadar derinse ve kişi orada ne kadar uzun kalmışsa, aydınlığa dönüş o kadar sarsıcı olabilir. Burada bahsedilen karanlık kötülük manasında değildir, görülmemiş sorgulanmamış ve keşfedilmemiş olan her şeydir.
İnsan kendine gelmeye, kendini görmeye ve keşfetmeye başladığında utanç ve suçluluk duyguları hissedebilir.
Çünkü sisler dağılırken geçmişin görülmek istenmeyen bazı gerçekleri görünür hale gelir. Geçmiş iyi ve kötüyü, mutluluk ve hüznü, doğruyu ve yanlışı birlikte barındırır.
Bu görüntüler uzunca bir aranın ardından, ilk karşılaşmada korkutucu olabilir.
Ama aynı zamanda iyileşmenin de başlangıcıdır.
3. Çarpışma ve Direnç
Bu çalışmada bahsedilen varsayımsal kişinin taptığı şey çoğu zaman kendi inşa ettiği inanç sistemidir.
Dinler, felsefeler, düşünce, inanış kalıpları ve yaşam deneyimleri çoğu zaman bu inanç sistemini güçlendiren ayinler gibi çalışır.
İnsan kendi beynini, kendi gerçekliği ile yıkar ve bu gerçeklik bedenle birlikte her yere taşınır.
Bütün yaşam, bu inançlarının doğruluğunu ispat etmeye adanmış gibi yaşanır.
Bu yüzden kendimizi yeniden sorgulamak kolay değildir. Hele ki bir başkasının bunu sorgulamaya kalması direk bir savaş ilanıdır.
Çünkü sorgulamak, çoğu zaman kişinin kendi kutsalına dokunmak anlamına gelir.
İnanç sistemine ihanet etmek, kişinin kendi dininden çıkması gibi ağır bir duygu yaratabilir.
Bu nedenle kişi güçlü bir direnç geliştirir. (Burada şuna dikkat çekmek istiyorum. İnanç sistemi dini inançlar olarak şekillenmesin, var olduğuna ve doğrusunun bu olduğuna inandığımız her şey olabilir.)
Bu direnç bazen her şeyi yakıp yıkacak kadar güçlü olabilir.
Hatta kişi kendi inandıklarını savunurken yok olmayı bile göze alabilir.
4. Değişimin Zorluğu
Değişmek zordur.
Çünkü mevcut inanç sistemini reddetmek, insanın yıllarca kurduğu dünyayı yıkması anlamına gelir. Bu da çoğu zaman suçluluk duygusu yaratır. İnsan kendi ruhundan ya da orada bulacaklarından korkmaya başlar.
Oysa çoğu zaman yapılan tek şey, yalnızca kişinin kendi yazdığı kitabın satırlarını yeniden okumasıdır.
İlginç olan şudur:
Araba değiştirmek, şehir değiştirmek ya da kilo vermek gibi değişimler kolaydır.
Ama düşünce ve inanç sistemini değiştirmek insan için neredeyse kendi varlığını sonlandırmak kadar zor gelebilir.
Bu nedenle insanlar çoğu zaman yüzeysel değişimlere yönelir. Gerçek dönüşümü erteleyerek kendilerini kandırırlar.
5. Savunma Mekanizmaları
Savunma; yeterlilik, haklılık ve delilik gibi farklı maskelerle ortaya çıkabilir.
İnsan zihni, savunduğu eski inançları korumak için çok sayıda araç üretir.vBu araçların her biri keskin bir silah gibi çalışır.
Her kaçış, her gizlenme ve her inkâr da yine bu savunma sisteminin parçasıdır.
Şeytanlar, melekler, cennet ve cehennem gibi çoğu zaman insanın kendi içinde kurduğu semboller onun sisteminin parçasıdır. İşte bu savunma sistemi semboller ve doğrulardan kurulan dünya ego tarafından müdafaa edilir.
Ego dediğimiz şey aslında güçlendirilmiş bir benlik savunmasıdır.
İnanç çoğu zaman sorgulanmaz. Çünkü sorgulanan şey kutsallığını kaybeder. İnanç önemlidir ancak inançlarımız belki de kendi yarattığımız ya da önümüze dizilmiş putlarımızdır.
Putlaştırılmış düşünceler ise ahlaktan ve evrensellikten uzaklaşabilir.
Bazen değişim isteyen kişiler kendini değiştirmek isteyen yönlerini düşman, cahil veya deli olarak etiketler. Bazen de değiştirmeyi isteyen kişiler düşmanımız oluverir.
Kendimize atadığımız tüm etiketler savunma sisteminin korumak zorunda olduğu parçalarıdır.
6. Delice Görünen Gerçek
Gerçekliğin dışında görünen birçok şey aslında yalnızca alıştığımız gerçekliğin dışında olduğu için delice görünür. Yeni gerçeklik eskiyi ortadan kaldıracaktır ve bu öncesi ile çoğunlukla taban tabana zıttır.
Eğer gerçekten emin olduğumuz bir şey varsa, o da çoğu zaman sorgusuz kabul ettiğimiz inançlarımızdır.
Fakat gerçek değişim, tam da bu kesinliklerin sorgulanmasıyla başlar.
İyileşme çoğu zaman insanın kendi zihninin duvarlarını fark etmesiyle başlar.




Yorumlar