Sahte İnsanlar
Sahte insanlardan söz eden bizler, belki de önce kendi gerçekliğimizi sorgulamak zorunda olanlarız.
En çok şikâyet ettiğimiz konuların bazen kendi gerçekliğimizde de bir karşılığı vardır. Bunun mantığı basittir: İletişimde insanlar yalnızca birbirlerine cevap vermez; birbirlerinin duruşlarına, açıklıklarına ve mesafelerine de tepki verirler.
Bizi gerçekçi ve içten bulmayan biri, farkında olduğumuz ya da olmadığımız yapay, kapalı veya tutarsız yanlarımız karşısında kendi gerçekliğini göstermekten geri durabilir. Böylece iki taraf da birbirine tam olarak açılmadığı bir ilişki biçiminin içinde kalır. Biz karşımızdakinin sahte olduğunu düşünürken, o da bizim hakkımızda benzer bir kanaate sahip olabilir.
Peki bu hep böyle midir? Elbette hayır. Biz gerçekçi durmazken karşımızdaki kişi açık ve içten olabilir. Fakat bu durumda başka bir sorun ortaya çıkabilir: Kendi ölçülerimizle değerlendirdiğimiz o açıklık bize fazla kusursuz, fazla temiz ya da fazla iyi görünebilir. “Bu kadar mükemmel görünen bir şey gerçek olamaz,” diye düşünür ve karşımızdakinin samimiyetini de sahte olarak yorumlamayı seçebiliriz.
Çünkü bazen bir başkasının gerçekliğiyle karşılaşmak, yalnızca onu görmek anlamına gelmez; kendimizi de onun karşısında görmek anlamına gelir. Eğer bu karşılaşma bize kendimizi daha az nitelikli, daha az tutarlı ya da daha az karakterli hissettiriyorsa, ilişkinin kendisi rahatsız edici hâle gelebilir.
Temel mesele, dış dünya hakkında sık sık kullandığımız genellemelerin bizdeki uzantılarını fark edebilmektir. “İnsanlar sahte”, “kimse samimi değil”, “herkes çıkarcı” gibi yaygın yargılar yalnızca dışarıyı tarif etmiyor olabilir; bizim insanlarla kurduğumuz ilişkinin yapısı hakkında da ipuçları taşıyabilir.
Bu uzantıları yakalamak istiyorsak, dış dünya için kullandığımız genellemelere biraz daha dikkatli bakmamız gerekir. Bazen başkaları hakkında en sık tekrarladığımız cümleler, kendimize sormamız gereken soruların başlangıcı olabilir.




Yorumlar